Türkçe Deutsch English
antalya-info

Finike'nin Ören Yerleri

Limyra

Finike - Elmalı karayolu üzerinde Finike’den 6 km sonra Turunçova ilçesi bulunmaktadır. Turunçova kent merkezinden sağa, eski Kumluca yolu ayrılır. Yaklaşık 4 km sonra Turunçova’nın Yuvalılar Köyü’nün Saklısu mahallesi yer almaktadır. Limyra kent kalıntıları bu mahalleyle iç içe. Kentte kazılar 1969’da başlamıştır.

Limyra’da kazı çalışmaları, Avusturya Viyana Üniversitesi Arkeoloji Bölümü denetiminde sürdürülmektedir.

Limyra M.Ö. 5. yüzyılda kurulmuş. Pericies döneminde Lykia’nın başkenti olmuş. Limyra Lykia birliğinin üç oy hakkına sahip altı kentinden biri. Limyra Bizans döneminde ise bir piskoposluk merkezi olarak önem kazanmış.

Kent gezisine antik tiyatro’dan başlayabilirsiniz. Tiyatro yolun kenarında. Arabayla geldiyseniz önüne park edin. Tiyatro’yu geçtikten sonra yolun solunda ve yamacın tepesinde çok güzel bir anıt mezar gözünüze çarpacak (Xatabura anıt mezarı). Mezar Lykia sanatının eşsiz bir örneğini oluşturuyor.

Roma imparatoru ünlü Jül Sezar’ın oğlu Gaus Sezar Roma dönüşünde Lykia’dan geçerken ölmüş ve onun anısına anıt mezar yapılmış.

Tiyatronun arkası, tepenin yamaçları tümüyle yamaç evler ve kaya mezarlarıyla dolu. Kaya mezarları ve yamaç evler yol boyunca kilometrelerce eşlik ediyor. Bunların küçük bir bölümü restore edilmiş.

Tepede akropol ve Bizans kilisesi var. Bir de Akropolün güney yamacında yapılan kazılar sonucu Heroon (anıt) ortaya çıkarılmış. Heroon kaya olan taban düzeltilerek elde edilen 19x18 m ölçüsünde bir teras üzerine oturtulmuş ve anıtın temelleri bu teras üzerine yapılmış. Anıtın Pericies anısına yapıldığı sanılıyor.

Tepeye 40 dakikalık bir yürümeyle çıkılabiliyor. Çıkış için köyden rehber bulabilirsiniz.

Aşağıda, yolun sağındaki kalıntılara (tiyatronun karşısında) geçmek için dereyi aşmak gerekiyor. Kentin bu bölümünde görülebilecek kalıntılar arasında Bizans kilisesi, Bizans hamamı, kent duvarları, şimdi üstünden dere akan sütunlu cadde (7 m genişliğinde ve 50 m uzunluğunda) bulunuyor.

Arykanda

Finike - Elmalı yolunda ve Finike’den itibaren Toroslar’a doğru 27 km sonra Çatallar’a varılır. Yolun uzun bir bölümü çam ve sedir ağaçları ile kaplıdır ve çok güzel bir manzara vardır.

Arykanda ören yerinin girişine ulaşmak için 6.km. daha gitmek gerekmektedir. Arif köyünden sağa dönülüp toprak yoldan 1 km tırmanarak Arykanda’ya ulaşılır.

Arykanda, arkasını sarp kayalıklı bir tepeye vermiş, son derece etkileyici bir antik kent. Şehir kademe kademe yükselen teraslar üzerinde oturtulmuş. Kalıntılar çam ve sedir ağaçlarının gölgesinde.

Antik kentte yerleşimin M.Ö. 2000’li yıllara uzandığı tahmin ediliyor. Ama en eski kalıntılar çanak çömlek ve sikke parçaları ve bu buluntular M.Ö. 5. yüzyıla ait.
Arykanda M.Ö. 2. yüzyılda 1 oy hakkı ile Lykia birliğinde temsil ediliyor. Bölgede ve Arykanda’da Roma egemenliği M.S. 2. yüzyılda başlıyor. Şehir M.S. 141 depreminde hasar görüyor.

Rhadiopolis’li Opramoas’ın desteğiyle onarılıyor. 240 yılındaki deprem daha büyük hasar yaratıyor. Arykanda halkının 4. yüzyıldan itibaren hristiyanlığın etkisi altına girdiği biliniyor. 5. yüzyılda yaşanan depremden sonra halkın büyük bölümü Çatallar köyü yakınlarına göçüyorlar, 7. ve 8. yüzyıldaki Arap saldırılarından korunmak için de çevredeki daha güvenli yerlere dağılıyorlar.

Türklerin bölgede göçen kabileler halinde görülmeleri ise 11. yüzyıla rastlıyor.

Kent bir İngiliz gezgin tarafından 1838 yılında keşfedilmiş. 1971’den bu yana da kazı yapılıyor. Kazılar Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi öğretim üyesi Prof. Cevdet Bayburtluoğlu tarafından yürütülüyor.

Arykanda hem konumu, hem de büyük ölçüde sağlam kalmış yapıları nedeniyle gezmekten çok keyif alınabilecek ören yeri niteliğinde. Yazın en sıcak günlerinde bile rahat nefes almanızı sağlayacak, sizi pek rahatsız etmeyecek havası ve her noktasından görülebilen, tüm vadiyi içine alan pananoromik manzarası cezbedici.

Kente girişte karşılaşacağınız ilk yapı sağdaki hamam. Duvarları ve pencereleri ayakta. Karşı terasta üyük bir bazilikanın kalıntıları görülür. Şehrin sağ yamacı nekropol ve bu kesimde korumaya alınmış büyük bir blok üzerindeki kabartmalar ilgi çekici.

Ama asıl kalıntılar şehrin sol üst kesiminde ve sarp yükselen kayalıkların eteğinde. Devlet agorası burada. Arkasındaki odeon tümüyle ayakta. Odeonun imparator Hadrian zamanında meclis olarak görev yaptığı biliniyor. Odeonun arkasında tiyatro var. Küçük ama çok iyi durumdaki 20 basamaklı tiyatronun merdivenleri arasından kendine yer bulup çıkan ve büyüdükçe tonlarca ağırlıktaki blokları yerinden oynatan çam ağacı görülmeye değer.

Tiyatronun hemen arkasında, sarp kayalıklı yamacın altında 3 oturma sırası bulunan 100 metre uzunluktaki stadyum göze çarpıyor. Stadyum da çok sağlam durumda.

Suluin mağarası

Suluin mağarası, 80 metrelik giriş ağzıyla Asya Kıtası nın bilinen en derin mağarasıdır. 27 Ağustos 1995 tarihinde bir su altı araştırma ekibinin mağaraya yaptıkları dalışta 122 metreye kadar inmişler, fakat mağara sonuna ulaşamamışlardır.

Antalya platosu traverten bir platodur ve bu platoyu; su, kireç taşlarını eriterek meydana getirmiştir. Bu oluşumun altından bir çok tatlı su kaynakları denize karışmaktadır.

Kırkgöz mevkiindeki Suluin mağarası bu kaynakların doldurduğu ve içindeki sarkıt ve dikitlerden dolayı daha önceden kuru olduğu tahmin edilen sualtı mağaralarından birisidir. 1995 yılında yapılan araştırmada mağara derinliğinin 83 metreye ulaştığı ve kanallardan daha ilerlendiğinde 45 metre civarı bir derinlikte büyük bir salonun içine girildiği saptanmıştır. Bu salonun duvarları sarkıtlar, traverten havuzlar ve diğer oluşumlarla kaplıdır. Salona giren ve çıkan çok sayıdaki yan kollar olduğu yapılan araştırma dalışlarında görülmüştür.