Türkçe Deutsch English
antalya-info

Pamfilya

Antalya Körfezi’nin doğu kıyısı boyunca, uzunluğu yüz kilometreyi aşan, genişliği yer yer kırk kilometreyi bulan alüvyon ova Antik Çağ’da Pamfilya olarak anılmıştır. Hemen kuzeyinde yükselen Toros Dağları’na sonbahar ve kış boyunca düşen yağışların beslediği çok sayıda akarsuyun suladığı bu verimli düzlük alan, tarihin her devrinde göç alan bir bölge olarak tanınmıştır. Adını da bu özelliğinden alır: “Pamfilya: Her obadan / yerden gelenlerin yurdu.”

Pamfilya’nın doğu ucunda Alanya (Korakesion), batısında ise Antalya (Attaleia) yer alır. Ovanın iki ucundaki bu iki önemli kent arasında Side, Aspendos, Sillyon ve Perge kentleri sıralanır.

Antik Çağ’da Antalya Körfezi Pamfilya Körfezi olarak da anılmıştır. Bu yüzden körfezin batı kıyısında Likya olarak bilinen yarımadanın sınırları içinde olsa da Phaselis’in bir Pamfilya kenti olduğunu savlayan görüşler vardır. Ancak bugün Pamfilya dendiğinde akla, yukarıda sayılan beş büyük kent gelmektedir. Alanya’nın doğusundaki Selinus (Gazipaşa) ise Kilikya bölgesi içinde sayılmaktadır.

 

Üzerinde Alanya’nın kurulduğu, ele geçirilmesi zor kayalık yarımada, Antik Çağ’da Doğu Akdeniz’de var olduğu bilinen birçok korsan kentinin en ünlüsüdür. M.Ö. 2. yüzyılda, Tryphon adlı korsan, ele geçirilmesi olanaksız olan bu kaya kütlesinin üzerine kale inşa ettirerek burayı bir üs ve sığınak haline getirmiştir.

 

Tryphon, yerleştiği Korakesion Kalesi’nin yakın ve uzak çevresinde korunaklı kaleler inşa etmiştir. Kentin üzerinde kurulduğu yarımadanın çevresinde, bugün turistik birer ziyaret yeri olan deniz mağaraları, korsanların ticaret gemilerinden yağmaladıkları servetleri ve ele geçirdikleri esirleri saklama amacıyla kullanılmıştır. Kurduğu bölgesel egemenlikle korsan Tryphon, daha da güçlenir; öyle ki eski çağda Suriye ve Anadolu’nun bir bölümüne egemen olarak başkenti Antiocheia (Antakya) olan Seleukos Krallığı’nı tehdit edip darbe yapacak hale gelir. Bölge, korsan egemenliğinden Roma döneminde, ünlü komutan Pompeius tarafından kurtarılır ve çekirdeği Tryphon tarafından inşa edilen ancak daha sonraki korsan liderlerce genişletilen kale yerle bir edilir.

 

Korakesion, Roma ve daha sonra Bizans egemenliğinin ardından 1221 yılında Selçuklular tarafından ele geçirilir. Bu tarihten sonra, kenti fetheden Alâeddin Keykubat’ın adıyla yani Alâiye olarak anılır ve artık Selçuklu sultanlarının kışlık başkenti olarak kullanılır. Aynı yüzyıl içinde Karamanoğlu Beyliği’nin egemenliğine giren Alâiye ve çevresi, 15. yüzyılın sonlarında Osmanlılar tarafından ele geçirilir ve Cumhuriyet’e kadar öyle kalır.

 

Alanya, sahip olduğu derin tarih ve doğal değerler açısından salt Anadolu’nun Akdeniz kıyılarında değil, tüm Akdeniz’in önemli bir turizm merkezi haline gelmiştir: Olağanüstü bir çekim merkezi olan Alanya Kalesi, tarihi olaylara ev sahipliği yapmış olan antik kentlere ait kalıntıları, çevrede ele geçen eserlerin sergilendiği zengin müzesi, doğal mağaraları, temiz kumsalları ve doğal çevre içinde hizmet veren restoranların sıralandığı akarsu vadileri.

Alanya’nın merkezi ve yakın çevresindeki bu çekim alanları kadar, her türlü doğa etkinliğine olanak veren arka plandaki dağ coğrafyası, meraklılarına unutulmaz anlar yaşatmayı  sürdürür: Olağanüstü manzaralı yollarla ulaşılan yaylalar, yüksek dağ gölleri, üzerlerinden yaz/kış kar eksik olmayan ulu zirveler, hemen her köyün kendisine ait ve yaz aylarını geçirdiği yaylalarda yaşamın parçası olan yayla göçü, koyun/keçi sürüleri, yılkıya bırakılmış at sürüleri.

 

Pamfilya bölgesinin şaşırtıcı özelliklerinden biri de akarsu bolluğudur. Akarsular yollar için geçiş ve köprü demektir. Pamfilya bölgesinde antik ve sonraki çağlara ait çok sayıda köprünün varlığı, bölgenin üretim gücünün en önemli tanığıdır. Özellikle Alanya ile batıdaki Manavgat ilçeleri arasında denize ulaşan Alara Irmağı üzerinde, Selçuklu ve Karaman dönemi mimarisinin güzel birer örneği olan kuzeydeki Kemer Köprüsü ve daha aşağıdaki Ali Köprüsü yüzyıllardan beri gelene geçene yol vermeyi sürdürür.

 

Restore edilerek alışveriş ve dinlenme imkânlarıyla hizmet vermeye devam eden Alanya yakınlarındaki ortaçağ hanları, ilginç özellikleriyle ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Alanya’nın yirmi kilometre batısındaki Konaklı beldesinde, çatısını çevreleyen mazgallarıyla küçük bir kaleyi andıran Şarapsa (Serapsu) Han ve Alara Irmağı’nın doğu kıyısında, kaya kütlesinin üzerindeki Alara Kalesi’nin güneyine inşa edilen Alara Han, ortaçağın yol üstü konaklama yapılarının bölgede yaşayan en iyi örnekleridir.

 

Alanya’nın gerisinde yükselen Toros Dağları’ndan şelaleler halinde doğan akarsuların denize ulaşmak için doludizgin aktığı vadilerin sunduğu, yeşilden maviye adım başı değişen her rengi gözler önüne seren doğanın içinde, dağlara doğru döne kıvrıla uzayan günümüz yollarına, taş döşeli eski kervan yolları eşlik eder. Yollar sizi, yeşilden maviye gerçek bir renk cümbüşünün içindeki dağ köylerine ve yöreye özgü dağ bitkilerinden hazırlanmış içeceklerin ikram edildiği köy kahvelerine ulaştırır.

 

Alanya’nın doğusunda, Demirtaş beldesinin kuzeyindeki Sapadere ile Gündoğmuş’un Kayabükü köyü yakınlarında Alara Irmağı’nın ana kaynağını oluşturan Uçan (Çündüre) şelaleleri ve yöredeki daha birçok küçük akarsu vadilerinde, yükseklik farkı ile oluşan şelalelerin yarattığı vahşi güzellik, yöreyi ziyaret eden yerli yabancı turistlerin en çok ilgi gösterdiği yerler arasındadır.